6 Ekim 2019 Pazar

ÇORBA YAZISI



Vücudunuzda bir sinek ısırığı varsa yakınlarda sinekler var demektir ve de onlara yaşama imkânı veren çürükçül bir ortam. Eğer sineklerin ısırmasından memnunsanız sorun yok ama insani olanın bu olmadığını ısırılmama hakkınızın olduğunu düşünüyorsanız sineklerden korunma yollarını düşünürsünüz.
Sineksavar sprey sıkabilirsiniz, tabletli aparatları prize takarak bulunduğunuz mekândan sinekleri uzak tutabilirsiniz.

Lakin her iki durumda da sinekleri oluşturan ortam varlığını korumaktadır ve size kısa vadede dokunmasa bile uzun vadede dokunacaktır ya da sevdiklerinizi rahatsız edecektir.

Size sineklerden kurtulmak için ilaç vb ürünleri kullanmayı ya da elinize sineklik alıp gördüğünüzü öldürmeyi önerenler olabilir. Sineklerden kurtuluşun bu olduğu konusundaki görüşlerinin tek çözüm yolu olduğunu söyleyebilirler hatta diğer yolları önerenleri hayalperestlikle suçlayabilirler, hâlbuki kalıcı çözüm yolu sineklerin varlık ortamını yok etmektir. Diyelim bu tek başınıza yapabileceğiniz bir hareket olarak görünmüyorsa başkalarından da yardım alabilirsiniz. Ancak o zaman sinek ısırığından kurtuluşun reçetesini yazabilirsiniz. Diğer türlü başta söylediğimiz gibi sinekler var olacak ve ilk fırsatta sizi ısıracaklardır. Siz elinizde sineklikle gördüklerinize saldırdıkça arkadan yenileri gelecektir.
Yoksullara çorba dağıtmakla sinek-bataklık metaforunun alakası var mı?

Afrikalılara "yardım eden" Unicef
Tabii ki var, siz kazan kazan çorbayı dağıtarak bir kısım fakir insanın anlık açlık sorununa temas etmiş olursunuz. Bunu da “dernek, vakıf, cemaat” benzeri yapılanmalarla da yaparsanız gözünüzde daha meşru görünür ve yaptığınız şeyde bir beis görmezsiniz. Hâlbuki onları, süratli ve daha ucuz gıda üretiminin olduğu, bu üretimin bol olduğu, yiyemeyeceğimiz kadar gıdanın market raflarını doldurduğu günümüzde açlığa mahkûm edenin ne olduğunu sormazsanız yarın yine çorba dağıtmanız gerekir ve diğer günler yine, yine, yine…

Peki bu dernek, vakıf vb yapılanmalar neden var?

Biz ikinci konuyu düşünmeyelim diye. Açlığın, yoksulluğun, eğitime, sağlığa vb haklara ulaşmaktaki eşitsizliğin adaletsizliğin normal olduğunu birilerinin kaderi olduğunu düşünelim diye. Bu konuda hassas isek enerjimizi sorunu kökten çözmeye değil de soruna geçici dokunuşlar yapmaya harcayalım diye. Bu sayede tatmin olup rahatlayalım diye.
ve binlercesinden biri daha..
Peki çıkarları nedir?

Aman abartıyosun bir de çıkarları mı var diyebilirsiniz. Evet var. Kimisi AB (Avrupa Birliği) Hibe Fonlarından fon alır ve açlar, yoksullar üzerinden kurduğu dernekle kendini maaşa bağlar. Diğerleri de açlığın, yoksulluğun normal olduğunu birilerinin bunu kader olarak yaşayacağını kanıksatır, normalleştirir ve sizin mezun olunca işsiz kalmanızı sorgulamamanıza, her şeyi susup kabullenen ya da sizle ve hayatınızla alakası olmayan konuları (tuttuğunuz takımdaki sorunlu hücum oyuncusu, izlediğiniz dizideki kötü karakter vb) sorgulatan bireyler olmanıza sebep olur. Bu sayede birileri milli gelirden yedi sülalesine yetecek kadarını götürürken daha fazla birileri de çorba dağıtımına (kimi durumlarda eğitim yardımı, sağlık yardımı ve belki de tümüne) muhtaç kalır.

Kendimize şimdi soralım:
Bitirilmiş bir yoksulluk mu istiyoruz, yoksa sürekli doyurulmaya muhtaç yoksullar mı?

George Orwell  George Orwell, 1984 denen kitabını yazarken kastettiği büyük birader Stalin'dir. Dünya üzerinde Stalin'e ithamla...